foto1 foto2 foto3 foto4 foto5


Okul Yolu
Bir Eğitim Sitesi

Okul Yolu

İdareci Öğretmen ve Öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

Tasfiye Amaçlanıyor!

egitim sen

Eğitim Emekçilerine Yönelik Her Türlü Yasa Dışı Müdahalenin Karşısındayız

Bugün, yargıyı kuşatan siyasi iktidar tarafından hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü kavramları alabildiğine zedelenmektedir. AKP iktidarının toplumu kutuplaştırıcı, öfke empoze eden politikaları ve eğitimcileri itibarsızlaştırma hamleleri, maalesef her geçen gün meyvesini vermektedir. Devamı

,

 

Makale Dizini

OĞUZ KAĞAN 

Binlerce yıllık tarihinde yüce Türk milletinin feyz kaynağı olan Türk (Oğuz) töresine ad veren, büyük Türk Hakanı Oğuz Kağan'ın babası Kara Kağan'dı. Kara Kağan’ın bir oğlu dünyaya geldi. Bu çok güzel bir çocuktu. Doğduğunda annesinin sütünü emmedi, daha sonra annesi rüyasında, çocuğun kendisine "Tanrı'ya iman etmedikçe sütünü emmeyeceğini" söylediğini gördü. Annesi bu rüyayı üç gece üst üste görünce, Tanrıya iman etti ve çocuk annesinden bir kere süt emdi ve bir daha emmedi. Adını Oğuz koydular. Oğuz'un bir tek Tanrıya inandığını öğrenen babası, onu bir av dönüşü öldürmeyi planladı. Bu haberi alan Oğuz, putperest babasıyla yaptığı savaşı kazandı. Kara Kağan öldü. Bunun üzerine Oğuz, tahta geçti..

Oğuz Han, aynı zamanda Büyük Hun Türk İmparatorluğu'nun kurucusudur. Türk devlet geleneğinin temel taşlarını koyan, Oğuz Han, Türk töresini; disiplin, adalet, ahlak ve millete hizmet esası üzerine inşa etmiştir. İlk teşkilatı orduyu kuran Oğuz Han, Onlar - Yüzler - Binler - Onbinler diye tasnif yapıp, kumandanlarına da, onbaşı, yüzbaşı, binbaşı, tümenbaşı diye de unvanlar vermiştir, orduda itaati esas kılmış, itaat etmeyenleri cezalandırmıştır.

Oğuz Kağan'ın üç oğluna Gün, Ay, Yıldız adını verir. Bir daha evlenir ve ondan da üç oğlu olur. Bu oğullarına da Gök, Dağ, Deniz adlarını verir. Gün gelir büyük bir toy (şölen) verir. Halkı çağırır, yenilir içilir sonra beylerine ve halka buyruk verir:

"Ben sizlere oldum kağan, alalım yay ile kalkan nişan olsun bize buyan bozkurt olsun bize uran"

Dünyanın dört bir yanına yarlığı yazdı, elçilere verip gönderdi. Bu fermanlarda şöyle yazıyordu: "Ben Türklerin kağanıyım dünyanın dört bucağına hâkim olmam gerekir. Sizlerden itaatinizi istiyorum. Kim benim buyruğuma baş eğerse, hediyelerini kabul eder dost sayarım. Her kim de baş eğmez ise, ona gazap eder, üzerine ordu çekip, baskın yapar yok ederim. "Çin Kağan'ı itaatini ve dostluğunu bildirdi, Urum Kağan'ı bildirmedi. Bunun üzerine Oğuz Kağan ordusuyla üzerine yürüdü ve bozguna uğratarak kendine bağladı. Daha sonra Oğuz Kağan, devletin sınırlarını güneyde Hindistan, kuzeyde Sibirya, doğuda Qin Denizi, batıda Akdeniz ve Mısır'a kadar genişletti. Buralarda yaşayan milletleri ve devletleri kendine bağladı.

Oğuz Kağan ve devleti oğulları arasında pay eder. Bozoklar denen, Ayhan Yıldızhan ve Gökhan arasında devleti pay eder. Üç Oklar denen Denizhan, Dağhan ve Günhan oğullarına da "Sizler de Bozoklar altında beylik yapın"


 

oktayrifattOKTAY RİFAT 

Şair ve yazar Trabzon 1914-İstanbul 1988 Babası Semih Rıfat önemli yöneticilik görevlerinde bulunmuş şair ve aydındı. Ankara Gazi Lisesi'ni  bitirdi. Hukuk okudu. Paris'te Siyasal bilimler üzerine bir süre çalıştıktan sonra askerlik görevi için yurda döndü. Basın Yayın Genel müdürlüğünde çalıştı. Avukatlık görevi ile DDY emekliliğine kadar görev aldı.(1973).İlk şiirleri varlık dergisinde yayınlandı. Yaşayıp ölmek, Aşk ve avarelik, aşağı yukarı, aşk ve avarelik üstüne şiirler, Karga ile tilki,(Yeditepe şiir armağanı),Perçemli sokak, Âşık merdiveni Bu süre içimde tek bir çizgi değil sürekli arayış içinde şiirsel yoğunluğunu hiç yitirmeden çeşitli açıların bakışlarını dener, dilini arıtmaya çalışır şiiri yaşadığı belli olsa bile bazı toplumsal baskıların  arttığı dönemlerde susmayı yeğlemiştir. Latin ve Yunan ozanlarından yaptığı çevriler yanı sıra asıl şairlik ağırlığını şu kitaplarına koyar: Elleri var özgürlüğün, Şiirler, Yeni Şiirler, Çobanlı şiirler, Bir Cigara içimi,(Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü) Denize doğru konuşma, Dilsiz ve Çıplak (Behçet Necatigil şiir ödülü).Oyunları: bir takım insanlar, Kadınlar arasında Oynayıp basılmamış eserleri: Oyun içinde oyun, Atlar ve Filler, Çil horoz, Zabit Fatma'nın Kuzusu, Yağmur sıkıntısı, dirlik düzenlik, İlk romanını altmış yaşında yazmasına rağmen çok başarılı oldu bir kadının penceresinden,, Dana Burnu,(Madaralı roman ödülü ile onurlandırıldı. Bay Lear, ayrıca güncel yazıları ölümüne kadar yayınlanmıştır.


 

OKTAY ARACI 

1936-        Oyun yazarı ilköğrenimini Rize de tamamladı. İ.Ü. İktisat fakültesini bitirdi. İlk oyunu "Dışarda yağmur var" Oyuncu ve yönetmen olarak çalıştığı İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği Tiyatrosu’nda oynadı.(1960).1965 te metin yazarı olarak TRT  ye girdi. İstanbul ve Ankara Radyolarında program müdürlüğü İstanbul Radyosu'nda eğitim yayınları müdürlüğü görevlerinde bulundu.1981 de TRT en uzaklaştırılınca devlet memurluğundan istifa etti. İkinci hedef adlı film senaryosuyla 1970 yunus Nadi Armağanı’nı Güngör Dilme' le paylaştı. Ankara Sanat  tiyatrosunca oynanan Seferi Ramazan Bey'in nafile dünyası ile 1971–1972 Ankara Sanatseverler Derneği Ödülü'nü Melih Cevdet Anday'la paylaştı. Devlet Tiyatrosu' nca sahnelenen Bir Ölümün Toplumsal Anatomisi ile 1979 Türk Dil Kurumu Oyun Ödülü'nü ve 1979 Avni Dilligil tiyatro Ödülü'nü kazandı. At Gözlüğü   adlı oyunu Radyo ve Televizyon derneği Muhabirlerince "Yılın Tv. Filmi "seçildi.(1979).1981–1982 sezonunda Ankara Sanat Tiyatrosu'nda sergilenen Rumuz Goncagül adlı oyununa Ankara Sanatseverler Derneği'nce yılın tiyatro ödülü verildi.


 

OKTAY SİNANOĞLU 

o.sinanoglu(1935-İtalya, Bari):Değişik ülkelerde iki kez Nobel Ödülü'ne aday gösterilen Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu 1953 yılında, Ankara'da TED Yenişehir Lisesi'ni birincilikle bitirdi. Sonradan "Kolej" olan lisenin eğitim dili o tarihte tamamen Türkçeydi; takviyeli yabancı dil dersleri vardı. TED tarafından Amerika'ya burslu olarak kimya mühendisliği için yollandı.1956 da ABD Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley Kimya Mühendisliği'ni birincilikle bitirdi.1957 de ABD de M.I.T. den birincilikle Yüksek kimya mühendisi oldu;"Alfred Sloan Ödülü'nü" aldı.1959 da Kaliforniya Üniversitesi Berkeley'de Kuramsal Kimya doktorasını yaptı; İki ödül kazandı.

1959–1960 da ABD Atom Enerjisi Merkezi'nde araştırmalar yaptı.1961 de hem  Harvard hem de Amerika'nın en tanınmış üniversitesi olan Yale'de kendisinin yeni kauntum (nicem) kimyası ve fiziği üzerine teorileri hakkında üst düzey dersler verdi.1962 de Yale'de 26 yaşında, Batının 300 yılda en genç profesörü oldu. ODTÜ Mütevelli Heyeti, kuramsal kimya bölümünü Türkiye'de de kuran Oktay Sinanoğlu'na mahsus olmak üzere "Danışman Profesör" unvanını verdi. ODTÜ de eğitimin Türkçe olması için eğitim verdi.

 

ODTÜ de eğitimin Türkçe olması için uğraş verdi.1964 de Yale 'de "Moleküler Biyoloji" konusunda ikinci kürsüsüne atandı.1973 de Almanya'nın  en yüksek "Alexander von Humbolt bilim Ödülü" nü -bursunu değil- kazanan ilk bilimci oldu.1975 de Japonya da "Uluslararası Seçkin Bilimci" ödülünü kazandı. Türkiye Cumhuriyeti devleti, çıkardığı özel bir kanunla, Oktay Sinanoğlu'na ilk ve tek "Türkiye Cumhuriyeti Profesörü Ungan’ını" verdi.1976 da Türkiye Cumhuriyeti  Özel elçisi olarak Japonya ya gönderildi. Türk, Japon Kültür, Eğitim ve Bilim İlişkilerinin temelini attı. Amerika Bilim ve Sanat Akademisi'nin ilk ve tek Türk üyesi oldu. Hindistan devletince davet edilerek Hindistan Cumhurbaşkanı ve bakanlarla görüştürüldü. Meksika 'da Üçüncü Dünya Ülkeleri'nin Bağımsızlığı için çalışmalar yürüttü.1962 den günümüze dek ilk TÜBİTAK Bilim Ödülünü, ilk Sedat Simavi Ödülü'nü alan Oktay Sinanoğlu 1992 de "Bilgi çağı Ödülü" nü 1995 te "İLESAM Üstün Hizmet Ödülü “nü "Yılın fikir Adamı" ödülü verildi. Yıldız Teknik Üniversitesi, Kazakistan H.A. Yesevi Üniversitesi vb. gibi birçok kuruluşta profesörlük, mütevelli üyeliği görevinde bulundu. Oktay Sinanoğlu Atatürk Kültür Kurumu Asli Üyesidir.250 kadar uluslararası bilimsel yayını, bilimsel kuramları ve çeşitli dillere çevrilmiş kitapları vardır.


 

ORHAN GAZİ 

orhangaziİkinci Osmanlı Padişahı(Söğüt? 1281-Bursa 1362)

Orhan Gazi sarı sakallı, uzunca boylu, mavi gözlü idi. Yumuşak huylu ve merhametli, fakat yerine göre şiddetli ve şecaatliydi. Fakirleri sever ve ulemaya hürmet ederdi. Son derece dindar, adaletli ve tebaasına kendisini sevdirmesini çok iyi bilirdi. Bizzat halk içine girer, onlarla yemek yer ve dertleşirdi.

Hareketlerinde çok hesaplı davranır ve hiç telaş etmezdi. İznik’i fethettiği zaman Hıristiyanlara göstermiş olduğu insanca muamele, dillere destan olmuştu.

Orhan Gazi'nin her yönden büyük bir insan olduğunu sadece Türkler değil, birçok yabancı tarihçiler dahi tasdik etmişlerdir.
Osman l'in oğludur. Annesi bir Türkmen Bey'i olan Ömer Bey (Edebali) nin kızı Mal Hatun'dur. Çocukluğundan itibaren babası ile birlikte seferlere katıldı. Babasının sağlığında Sultanönü' nün yönetimini üstlendi.1316 da Çavdar aşiretini yenilgiye uğrattı.1317–1318 yıllarında, Sakarya ile Karadeniz bölgelerinde fetihler yaptı.1321 de Mudanya 'yı 1326 da Bursa'yı  fethetti. Aynı yıl babasının ölümü üzerine tahta çıktı. İznik’i kuşattı Bizans İmparatorluğu'nu yenilgiye uğratarak,1330 da kenti sınırlarına kattı.1337 de İzmit’i, 1345 de  Karesi Okulları’na ait toprakları ele geçirdi. Rumeli bölgesinde Gelibolu'yu Tekirdağ ve Bolayır' a kadar ki Marmara kıyılarını ve Çorlu'yu 1356 fethetti. Osmanlılar Dönemi’nde  ilk sikke (madeni Para) Orhan Gazi zamanında basıldı. İlk düzenli ordu kuruldu. Devlet adamı ve askerlerin kılıkları belirlendi. Devlet örgütünün temelleri atıldı, Divan kuruldu.

Osmanlı Devleti'nin  yönetimindeki örgütlenmede gelişme ve başlangıç dönemi, Orhan Gazi'nin saltanat dönemine rastlar. O bu alanda birçok örgütsel çalışmaların başlamasını sağladı. Osmanlı devletinin yönetim merkezi olan divan Orhan Gazi döneminde kuruldu. Devlet adamlarıyla askerlerin giysileri belirlendi. Yaya ve müsellem adı altında ilk resmi ordu kuruldu. Fethettiği bölgelerin halkına adil davranarak onları kazanmaya çalıştı. Ele geçirilen yerlerde medreseler kurdurarak eğitim hizmetlerine ağırlık verdi. Bursa ve İznik'te birer imaret yaptırdı. Bursa'da bir manastırı medrese haline getirdi. Bazı dervişlerle Geyik Baba için zaviyeler kurdurdu. Ölümünde üç oğlu vardı.

Orhan gazi' nin esleri ve çocukları

Orhan Gazi'nin ilk eşi Nilüfer Hatun (Holofira) Yarhisar tekfurunun kızıdır. Bu eşinden Süleyman Çelebi, Murad Çelebi, Kasım Çelebi adında üç oğlu oldu. Türkmen boylarında büyük kardeşe 'Paşa' (baş ağa) demek gelenek olduğu için Süleyman Çelebi hep Süleyman Pasa olarak anıldı, ikinci eşi yine bir Bizans prensesi olan Asporça, üçüncü eşi Bizans hükümdarı Kantakuzenos'un kızı Teodora'dir. Teodora ile evlendiği zaman 58 yaşında, Teodora ise 18 yaşında idi. Siyasî sebeplerle yapılan son iki evlilikten de çocukları oldu. (Asporça'dan İbrahim Çelebi adında bir oğlu, Fatma Hatun adında bir kızı; Teodora' dan ise Halil Çelebi adında bir oğlu olmuştur).

Teodora Müslüman olmamıştı. Hıristiyan anadan doğan çocuklar veliaht olamazlardı. Önce Süleyman Pasa, onun ölümünden sonrada Murad Çelebi veliaht olmuşlardı. Teodora'dan olan Halil Çelebi Dil İskelesi’nde kayık gezintisi yaparken Ceneviz korsanları tarafından kaçırılarak esir alindi ve 3 yıl Foça’da tutuldu. Sonra 100 bin altın karşılığında serbest bırakıldı. Bu paranın yarısını Orhan Bey Bizans hükümdarına ödetti. 




o.kemalORHAN KEMAL 

 

Yazar Adana 1914-Sofya 1970 Gerçek adı Mehmet Raşit Öğütçü. Babasının Suriye'ye kaçması sonucu ailesini de yanına almak zorunda kalması Orhan Kemal'in çocukluk yılları bu ülkede geçmek zorunda kaldı. Bu yüzden öğrenimi eksik kaldı. Adana'ya dönünce bulduğu her işte çalışmak zorunda kaldı. İlk romanı Baba Evi ve Avare Yıllar bu gençlik dönemi yıllarını işler. Askerliği dönemindeki özgür konuşmaları sonucunda beş yıl hapis cezasına çarptırıldı.1939 da Bursa cezaevinde Nazım Hikmet'le tanışma fırsatı buldu. Hapisten çıkınca İstanbul'a yerleşmek zorunda kaldı. Tüm yaşamını kalemine bağlı kalarak sürdürdü. Bulgar yazarlar birliği davetlisi olarak gittiği ülkede eski hastalıklarının nüksetmesi onun beklenmedik ölümüne neden oldu cenazesi yurda getirildi. Hiç bir devlet yetkilisinin katılmamasına karşın çok yoğun bir halk katılımıyla Zincirlikuyu mezarlığında toprağa verildi.

Öykü ve roman ustası yazar romanlarında toplumu bir bilinçle konuları işleyip öncü rolünü üstlendi. Cemile, Dünya Evi, bir filiz vardı, Nazım hikmetle üç buçuk yıl, ekmek Kavgası, Sarhoşlar, Çamaşırcının Kızı,72.Koğuş,Grev,Arka sokak, Kardeş Payı, Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı, Babil Kulesi, Dünya da Harp Vardı, İşsiz, Önce Ekmek, İkinci kez S. Faik Hikaye armağanı, TDK Hikaye ödülü, İnci'nin Maceraları, Murtaza, Bereketli topraklar üzerinde, Suçlu, Devlet Kuşu, Vukuat Var, Gavurun Kızı, Küçücük, El Kızı, Hanımın Çiftliği, Eskici ve Oğulları, gurbet kuşları, Sokakların Çocuğu, Mahalle Kavgası, Kanlı topraklar, Müfettişler müfettişi, Yalancı dünya, Evlerden Biri, Arkadaş Islıkları, Sokaklardan bir kız, Üç Kağıtçı, Kötü Yol, Kaçak, İspinozlar, Küçükler ve Büyükler, Aslan tomson, İstanbul’dan çizgiler,...


 

ORUÇ  REİS 

Doğum yeri bilinmemekle  beraber 1474- Cezayir 1518 Osmanlı  Denizcisi. Vardar Yenicesinden Ebu Yusuf Nurullah Yakup adlı bir sipahinin oğludur. Küçük yaşta Yunanca, İtalyanca ve Arapça öğrendi, Kardeşi İlyas la başladığı denizcilikte Trablusşam da Rodos Şövalyeleri ile yapılan savaşta kardeşi şehit düştü kendisi de esir edildi. Uzun süre zindanlarda ve gemilerde tutsak olarak yaşamını sürdürdü.1502 de ll. Bayezit'in oğlu Şehzade Korkut'ça Kurtarıldı. Ancak karaya çıkmadan içinde bulunduğu gemiyi ele geçirip İskenderiye'ye gitti. Hindistan'a bir donanma göndermek isteyen Kansu Gavri onu hizmetine aldı. Bir süre Rodos adasının çevresinde korsanlık yaptı. Bu sırada Şehzade Korkut'un komutanlarından Piyale Paşa'nın oluşturduğu 22 parçalık donanmanın komutanlığına getirildi. İtalya kıyıların kadar tüm bölgeyi dolaştı 1512 den sonra Anadolu kıyılarını bırakarak Kuzey Afrika  kıyılarında dolaşmaya başladı. Cerbe adasını kendisine merkez yaptı. İlerleyen yıllarda Kardeşi Hızır Reis(Barbaros) kendisine katıldı. Tunus Sultanı ile anlaşan iki kardeş ganimetlerden pay almak şartıyla ülkeye saldıran Avrupa' lı korsanlara karşı harekete geçtiler. Bicaye kalesi önünde İspanyollarla yapılan savaşta Oruç Reis yaralandı ve bir kolunu yitirdi. Aynı dönemde tahta çıkan Osmanlı Padişahı Y.sultan Selim ile yakın ilişkiye geçtiler.

Daha sonraki yıllarda Oruç Reis Cezayir kıyılarında dolaşmaya başladı. Cicelli Kalesi’ni ele geçirdikten sonra berberi kabileleri arasında anlaşmazlıklara arabuluculuk yaparak büyük saygınlık kazandı. Cezayirliler kendilerini baskı altında tutan İspanyollara karşı Oruç Reis'ten yardım istediler Oruç Reis yirmiden fazla gemi ve 500 askeriyle Cezayir kalesini İspanyollardan kurtardı. Kaleye kendisi yerleşti. Kaleyi almak isteyen İspanyollar mağlup edildi. Konumunu güçlendiren Oruç Reis Cezayir kabileleri arasında ki husumetleri gidermeye ve bölgesinde ki gücünü pekiştirmeye çalıştı. Bu arada Tlemsen emiri siyaseti gereği İspanyollar la işbirliği yapan Oruç Reis'i cezalandırmak istedi. Oruç reis Kardeşi Hızır Reis'ten yardım istedi. Kendi emrindeki kuvvetlerle Tlemsen ile çevresindeki kaleleri ele geçirmeye başladı Ancak Oruç Reis'in güçlenmesini istemeyen İspanyollar Tlemsen'i geri almak için harekete geçtiler. Tlemsen yakınlarında Kalatü'ül-Kıla önünde İspanyol komutanı Don Martin ile Oruç Reis arasında kanlı çarpışmalar oldu. Kalatü'ül-Kıla İspanyolların eline geçti. Marki de Comeres de Tlemsen'i kuşattı. Oruç Reis yerli kabilelerin desteklediği İspanyollara karşı kaleyi 6 ay süreyle savundu. Yanında kalan 40 kadar adamıyla İspanyol kuşatmasını yararken Garcia de tineo komutasındaki bir İspanyol birliği ile yapılan savaşta öldü.


 

ORHAN VELİ KANIK 

o.veliOrhan Veli Kanık, 13 Nisan 1914’te İstanbul Beykoz’da doğdu. Cumhurbaşkanlığı Armoni Orkestrası şeflerinden klarnetçi Veli Kanık’ın büyük oğlu, Adnan Veli’nin ise ağabeyidir. Orhan Veli’nin çocukluk yılları Cihangir, Beykoz, Beşiktaş gibi semtlerde geçmiştir. Tahsil hayatından söz etmek gerekirse, Orhan Veli, 1925 yılına kadar yani dördüncü sınıfa kadar Galatasaray Lisesi’nde yatılı olarak eğitim görmüştür. Beşinci sınıfı ise Ankara Gazi İlkokulu’nda okumuştur. İlkokuldan sonra eğitimine Ankara Erkek Lisesi’nde devam eder ve 1932 yılında Ankara Gazi Lisesi’nden mezun olur.

 

1914–1950 Şair Ankara Gazi Lisesi'ni bitirdi.(1932).İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ndeki öğrenimini yarıda bırakarak (1935) çalışmaya başladı.1947 den sonra yaşamını yazarlık ve çevirmenlikle sürdürdü. Yaprak dergisini çıkardı. Kişiliğini yansıtan ilk şiirleri Oktay Rıfat ve Melih Cevdet ile 1936 da Varlık’ta yayınlandı. Şiiri birtakım kalıplardan ve sürekli yenilenen benzetmelerden kurtardı. Melih Cevdet ve Oktay Rıfat ile kitapları "Garip" adıyla anılan bir  şiir akımı başlattı.

 

Lise hayatının bitimiyle Ankara’dan ayrılan Orhan Veli, İstanbul’da Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girer. Üniversite yıllarında sosyal bir genç olan Orhan Veli, fakültede öğrenci grubu başkanlığına seçilir. Felsefe bölümü öğrenciliğinin yanında, bir yandan da Galatasaray Lisesi’nde öğretmen yardımcılığı yapmaktadır. Üç yıl felsefe eğitimi aldıktan sonra, henüz fakülteyi bitirmeden Ankara’ya döner ve 1936’da PTT Genel Müdürlüğü’ndeki memurluk görevine başlar. Oldukça duygusal, bir o kadar da mizahi bir kişiliğe sahip olan Orhan Veli öğrenim hayatı boyunca pek çok kez âşık olmuştur. İlkokul öğretmeni Sedat Bey, onun edebiyata olan ilgisini fark etmiş ve ona yol gösteren kişi olmuştur. O yıllarda bir hikâyesi “Çocuk Dünyası” adlı dergide basılır. Orhan Veli, ortaokul yıllarında Oktay Rıfat ve Melih Cevdet ile tanışır. Çocukluk yılarında başlayan bu arkadaşlık, sanat üzerine yapılan ortak çalışmalarla daha da pekişecek ve ebedi bir dostluğa dönüşecektir. “Garip” ya da “Garipçiler Akımı” olarak adlandırılan sanat akımı daha sonraları bu üç arkadaşın ortak eseri olarak meydana gelecektir.

Orhan Veli Ankara'da bir gece sokakta Belediye'nin açtırdığı bir çukura düşmüş, başından yaralanmış (10 Kasım 1950) , iki gün sonra da İstanbul'a gitmiştir. İstanbul'da bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçirmiş, hastaneye kaldırılmıştır (14 Kasım 1950) . Alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi edilmiş, ancak sonradan beyin kanaması geçirdiği anlaşılmıştır. Aynı gün akşama doğru komaya giren Orhan Veli, geceleyin saat 23.20'de hayata gözlerini yummuştur (14 Kasım 1950) . 


İlkin Varlık dergisinde (1936) arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’le birlikte şiirlerini yayımlamaya başladı. Kimi şiirlerinde Mehmet Ali Sel takma adını kullandı.1936–1937 yıllarında yazılan bu ilk şiirlerinde simgeci Fransız şairlerin ve o doğrultuda yazan bazı Türk şairlerin etkileri görülür. Bunlar vezinli (Hece vezni) ,kafiyeli bireysel duyguları dile getiren şiirlerdir. Yine o yılarda, simgecilerden sonra ki kuşakları, modern şairleri gerçeküstücüleri okudu. Bruton'un sürrealist bildirgesinden de esinlenerek "yasakların ve sınırların"  bulunmadığı  özgür şiirler yazmağa başladı. Daha sonraki  yıllarda da sürdürdüğü bu yoldaki şiirlerinde vezin ve kafiye gibi kısıtlayıcı bağları attığı, söz ve anlam sanatlarına (teşbih, istiare, mübalağa vb.) şairaneliğe ayrıca musikiye, seçkin sözcüklere alışılagelen konulara karşı bir tavır aldığı görülür. Bu şiirlerin başlıca özellikleri sadelik, yalınlık; duygulara değil kafaya seslenmek; her şeyden çok anlam ve edaya önem vermek; zevki incelmiş azınlığa değil çoğunluğa seslenmek; o zamana kadar şiire girmeyen sözcükleri (nasır, salata, rakı, macun, horozşekeri vesikalı yar vs.) halktan kişiler (Motor Sabri, şoförün karısı, işçi kadın, evkaf memuru vb.)ele almak; halkın konuşma dilini, halk deyimlerini (kapalı çarşı, Kapalı kutu... Umurunda mı dünya vb) halkın söyleyiş biçimlerini (Söz olurmuş olsun dostum değilmisin? ... Olmaz ki böyle de yatılmaz ki  vb.)kullanmak; böylece "şiire yenidünyalar, yeni insanlar, yeni söyleyişler sokarak şiirin sınırlarını genişletmek " gibi noktalar üzerinde toplanır. Bunlarda genellikle ince bir alay, bir çeşit bıyık altından gülme vardır.

Eserleri: Garip (1941),Vazgeçmediğim(1945),Destan Gibi (1946),Yenisi (1947),La Fontaine'in Masalları (2 kitap 1948),Nasrettin Hoca hikâyeleri (1949),Karşı (1949),Orhan Veli Neşir Yazıları (1953)

ALİ RIZA İLE AHMED'İN HİKÂYESİ 

Ne tuhaftır Ali Rıza ile

Ahmet’in hikâyesi! ..

Birisi köyde oturur,

Birisi şehirde

Ve her sabah

Şehirdeki köye gider,

Köydeki şehre.

Orhan Veli


 

osmanturanOSMAN TURAN 

Trabzon Çaykara da 1914 doğdu. Yükseköğrenimini Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde tamamladı.(1940).Ortaçağ Tarihi Kürsüsünde Doktor, Doçent (1944) ve Profesör (1951) oldu.1954 te DP den Trabzon Milletvekili seçildi.1956 da Ankara Türk Ocağı Başkanlığına, Daha sonra aynı örgütün genel başkanlığına getirildi.27 Mayıs'tan sonra politik yaşamı bir süre kesintiye uğradı.1966 da Ocak Başkanlığını yeniden üstlendi. AP. Merkez idare heyeti üyesi, genel Başkan vekili oldu.1965 te yeniden Trabzon Milletvekili seçildi.1969 da politikadan çekildi. Bilimsel çalışmalarını ölümüne kadar  sürdürdü.

Başlıca eserleri: Türkiye Selçukluları Hakkında Genel Vesikalar (1958),Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti (1965) Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi (2 cilt 1969),Selçuklular zamanında Türkiye (1971),Selçuklular ve İslamiyet (1971),Türkiye'de Siyasi Buhranın kaynakları (1971),Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi (1973)


 

OSMAN l 

l.osmanOsmanlı İmparatorluğunun kurucusu ve ilk padişahı (Söğüt 1258- ? 1326)
Osman Gazi adıyla da anılır. Oğuzların Bozok koluna bağlı Kayı boyundan olan OSMAN Gazi, Ertuğrul Bey'in oğludur. Horasan’dan Anadolu'ya gelen  Kayı'lar, Anadolu Selçuklu devleti tarafından, Bizans sınırındaki Domaniç bölgesine yerleştirilmişlerdir.

Osman Gazi, Ertuğrul Bey'in üç oğlundan birisidir. Osman Bey diğer kardeşlerinden büyük değildi, fakat adeta bir idareci olarak yaratılmıştı. Zira bu hususta çok büyük kabiliyet sahibi idi. Babası vefat ettikten sonra diğer bütün beyler, ittifakla Osman Bey'i aşiretin reisi olarak tanıdılar.

Osman Bey, beyliğin başına geçtiği zaman, 23 yaşında idi. Uzun boylu, geniş göğüslü, kalın ve çatık kaslı, elå gözlü ve koç burunlu idi. İki omuzları arası oldukça geniş, vücudunun belden yukarı kısmı, aşağı kısmına nispetle daha uzundu. Cehresi yuvarlak ve teni buğday renginde idi.

Büyük Şeyhlerden Edebali'nin evinde misafir iken, istirahat için gösterilen odada, Kur'an-i Kerim'i gürence, sabaha kadar saygısından yatmadığı ve geceyi uykusuz geçirdiği meşhurdur. Şeyh bu durumdan çok memnun kaldığı için kendisini kızı ile evlendirmiş ve hayır dualar etmiştir.

g

Osman Bey, 1287'de Karacahisar'ı fethetti. 1289'da Domaniç'te Bizanslıları yenerek Bilecik'i fethetti ve Selçuklu Hükümdarı tarafından uç beyliğine verildi. 1299'da İnegöl fethedildi. Selçuklu Devleti yıkıldı ve Osman Bey müstakil beyliğini ilån etti. 1300'de Yenişehir ile Köprü hisar, 1302'de ise Akhisar ve Koçhisar fethedildi.

Ertuğrul Bey'in ölümünden sonra,1288 de Kayı Boyunun başına geçen Osman Gazi, gittikçe büyüyen Kayı boyuna yeni ve verimli topraklar bulmak düşüncesiyle önceleri Bizans Tekfurlarıyla iyi ilişkiler kurdu. Bilecik tekfuruyla iyi ilişkiler kurarken planlarını uygulamaya koydu. İlk kez İnegöl tekfuru üzerine yürüdü ve onu Ermeni Derbendinde (Pazaryeri) Konur Alp Abdurrahman Gazi ve Akça Koca gibi boyun önde gelen komutanlarıyla birlikte ağır bir yenilgiye uğrattı.(1284) Bizans'a bağlı İnegöl ve Karacahisar tekfurlarıyla yaptığı savaşlarda başarı kazandı. Bunun üzerine Söğüt  Kasabası Anadolu Selçukluları tarafından  Kayı Boyu'na yurt olarak verildi.1291 de Karacahisar'ı ele geçirdikten sonra, beş yıl süreyle savaşa girmeyen Osman Gazi bu süre içinde Ordusunu güçlendirdi. Bu savaşsız dönemin sonunda art arda Bilecik, Yarhisar ve İnegöl'ü fethetti.1299 da bağımsızlığını ilan etti.

Osman Bey'e babasından kalan arazinin genişliği 4800 km. kare idi. Kendisi vefat ettiğinde ise, beyliğin toprak genişliği 16.000 km. kareye ulaşmıştır.

Vefat etmeden önce oğlu Orhan Bey'e söyle vasiyet etmiştir

- Oğullarıma ve bütün dostlarıma birinci vasiyetim sudur ki; her zaman gazaya devam ederek, Din-i Celil-i İslam’ın yüceliğini yaşatınız. Cihadın kemaline ererek, sancağı şerifi hep yüksekte tutunuz. Her zaman İslam’a hizmet ediniz. Zira Cenab-i Hak benim gibi zayıf bir kulunu ülkeler fethetmek için memur etti. Gaza ve cihatlarınızla Kelime-i Tevhidi çok uzaklara götürünüz. Hanedanından her kim, hak yoldan ve adaletten saparsa mahşer gönünde, Resulü Azamin şefaatinden mahrum kalsın.

— Oğlum! Dünyaya gelen hiç bir insan yoktur ki, ölüme boyun eğmesin. Bana da, Hz. Allah’ın emri ile simdi ölüm yaklaştı. Bu devleti sana emanet ediyorum. Seni de Mevlana’ya emanet ettim. Her isinde adaleti üstün tut.

Vefatında 68 yaşında idi. Tarih ise, Ağustos 1326'yi gösteriyordu. (Allah rahmet eylesin.)

Vefat ettiğinde geriye bıraktığı mal varlığı şunlardı: Bir at zırhı, bir çift çizme, birkaç tane sancak, bir kılıç, bir mızrak, bir tirkes, birkaç at, üç suru koyun, tuzluk ve kaşıklık.

Osman Bey Vefat ettiği zaman zayıf bir rivayete göre, Söğüt’te babasının yanına defnedilmiş ve Bursa alınırsa oraya defnini vasiyet etmişti. Bunun için 1326'da Bursa alındıktan sonra vasiyeti yerine getirilerek cesedi Bursa'ya nakledilip, Hisar'da (Saint Eli) namına yapılmış olan Gümüşlü Kunbed'e defnedilmiştir. Fakat ve kayiin tetkikine göre vefatının 1326'da Bursa’nın teslim alınmasından sonra olduğu anlaşılıyor. (Osmanlı Tarihi, Uzunçarşılı)

Osman Bey zamanında yasayan İslam büyükleri:

Silsile-i Sadet-i Nakşibendi’ye nin onuncu ve onbirinci halkalarını teşkil eden, Hace, Arif Rivgiri ve Hace Mahmud Incir Fagnevi (k.s.) Hazretleri, Şeyh Saadettin Cibavi, Bahaüddin Veled ve müellif pehlivan Mahmud Poyraz.

Osman Gazi'nin esleri ve çocukları

Osman Gazi iki evlilik yapmıştır. Birinci eşi Türkmen beylerinden Ömer Bey'in kızı Mal Hatun'dur. Orhan Gazi bu eşinden doğmuştur, ikinci eşi Şeyh Ede Bali'nin kızı Balâ Hatun'dur. Bu iki eşinden yedisi erkek, biri kız olmak üzere sekiz çocuğu olmuştur. Erkek çocukları Orhan Gazi, Alâeddin Bey, Savcı Bey, Çoban Bey, Melik Bey, Hamid Bey ve Pazarlı Bey, kızı ise Fatma Hatun'dur.

Bazı tarihçiler (Âsık Paşazade, Mehmed Nesrî vb.) Mal Hatun'un Ede Bali'nin kızı olduğunu, diğer bazı tarihçilerimizde Eda Bali'nin kızının Balâ Hatun olduğunu yazarlar. Bunun fazla önemi yoktur, çünkü bu hatunların ikisi de Türkmen boyundandır. Osman Gazi'nin Şeyh Ede Bali'nin kızı ile evlenmesi olayı çok meşhurdur. Bu, Ede Bali'nin çok ünlü bir Şeyh, bir derviş olmasından, Osman Bey'in bir rüyasını yorumlayarak onun padişah olacağını müjdelemesinden ve kızını bundan sonra Osman'a vermesinden dolayıdır.

Osman Gazi, derviş Şeyh Ede Bali'yi sık sık ziyaret eder, sohbetinden yararlanır, ondan öğüt alırdı. Bu ziyaretlerinden birinde Şeyhin kızını görüp âşık olmuş, evlenmek için babasından istemiş, fakat Şeyh "Aşiret beyine lâyık değil" diye kızını vermemişti.

Osman Bey, aradan yıllar geçtiği halde Şeyhin kızını unutamıyordu. Bu arada Bizans tekfurlarıyla bir hayli vuruşma oldu. Bunlardan biri olan Ermeni Derbendi vuruşmasında kardeşi Sanbati'nin oğlu Bay Hoca (BayKoca) şehit düştü. Osman Bey üzüntü için de geri döndü. Akşam, yatağına girdiği zaman, Bay Hoca’nın ölümü için sessizce ağladı ve yorgunluktan uykuya vardı. O gece bir rüya gördü. Âsık Paşazade bu rüyayı ve sonunu söyle anlatıyor:

"... Osman Gazi uyuyunca rüyasında gördü ki, bu azizin (Şeyh Ede Bali’nin) koynundan bir ay doğar, bu ay gelir Osman Gazi'nin Koynuna girer. Ayin Osman Gazi'nin koynuna girdiği demde göbeğinden bir ağaç çıkar, agacın gölgesi dünyayı tutar. Gölgesinin altında dağlar vardır. Her dağın dibinden sular çıkmakta, bu sulardan kimileri içmekte, kimileri bahçe sulamakta, kimileri de çeşmeler akıtmaktadır..."

"... Osman Gazi uykusundan uyandı. Şeyhe gidip rüyasını anlattı. Şeyh (rüyayı yorumlayarak) dedi ki: Oğul, Osman! Müjde olsun ki, Hak Teala sana ve nesline padişahlık verdi. Ve benim kızım Mal Hatun (Balâ Hatun) senin helalin oldu...". 

Hemen nikâh edip kızını Osman Bey'e verdi.


 

ll.osmanOSMAN ll 

16.Osmanlı Padişahı.(İstanbul 1603 – 1622)"Genç Osman" diye anılır. Padişah Ahmet l' in oğludur. Annesi Mahfiruz Sultan'dır. Sarayda iyi bir eğitim gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. Şiirle ilgilendi. Mustafa l' in yerine tahta geçmiştir.(1618).Padişah olduğunda 15 yaşındaydı. Osmanlı devleti doğuda İran İle Batıda Avusturya ile savaş halinde idi. Bu savaşlara daha sonra Lehistan da katıldı. Tahta çıktığında devlet yapısında düzenlemelere girişti. Öküz Kara Mehmed Paşa’yı, Damat Halil Paşa'nın yerine sadrazamlığa getirdi. Doğu cephesinde İran Şah'ı Abbas'ın üzerine bir ordu gönderdi ancak savaş olmadan antlaşma sağlandı. İran her yıl 200 yük ipek ve 100 yük te değerli eşya vermek üzere antlaşma yapıldı. Batıda ise Boğdan voyvodası Gaspar'ın isyanını bastırdı. Bu Savaş’ın devamında   Leh ordusunu yendi.1621'Leh Kuvvetleri’yle antlaşma imzalandı ve Osmanlı ordusu geri döndü. Savaş dönüşünde Ordu ve Yeniçeri ocağını disiplin altına alabilmek için bir program uygulamaya girişti. Bunun üzerine,18 Mayıs 1622 de Yeniçeri ve Sipahi ocakları ayaklandı. Bir süre sonra, denizcilerde ayaklanmaya katıldı. Genç Osman'ın yandaşı devlet adamlarının evleri yağmalandı, ele geçirilenler öldürüldü.. İsyancılar Mustafa l' in yeniden Padişah olmasını istiyordu. Mustafa l saraya getirilerek padişah yapılırken Sadrazamlığa getirdiği Davut Paşa ll. Osman'ı ı bir pazar arabasıyla Yedikule zindanlarına götürdü yatsı namazı kılınıp asker dağıldıktan sonra cebecibaşı yanındaki öteki cellatlarla birlikte ll. Osman'ın karşı koymasına rağmen onu kementle boğarak öldürdü. Cenazesi önce Topkapı Sarayı'na götürüldü. Ertesi gün yapılan dini törenle babası l. Ahmet 'in yanına gömüldü.


 

OSMAN lll 

Yirmibeşinci Osmanlı Padişahı(1699–1757)

Mustafa ll nin oğluydu. Ağabey'i Mahmud l' in ölümünden sonra,1754'de tahta çıktı. İktidarda kaldığı üç yıl  İmparatorluğun zayıfladığı, içte ve dışta itibar yitirdiği bir dönem olmuştur. Sık sık sadrazam değiştiren Osman lll,kardeşi Şehzade Mehmet’i zehirleterek öldürttü. Dönemindeki önemli olaylar arasında,1756 da ki İstanbul'un dörtte üçünün yandığı ünlü Cibali yangını, Nuri Osmaniye camii' nin tamamlanması, esnaf ve zanaatkârların giysilerinin değiştirilmesi yer alır. Yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak 1757 yılında öldü.50 yılı aşkın bir zaman, göz hapsinde ve küçük bir hücrede yaşayan Osman lll' ün akli dengesinin yerinde olmadığı öne sürülmüştür.


 

o.hamdiOSMAN HAMDİ BEY 

1842–1910 ilk müzenin kurucusu, arkeolog, ressam, bilim adamı. Büyük gayretler sonunda Bugünkü Arkeoloji Müzesi’ni kurdu. Sanayi-i Nefise adı altında bugünkü güzel sanatlar fakültesini kurdu. Sayda kazılarını yaptırarak birçok  tarihi eserin yurt dışına kaçırılışını önledi." Asar-ı Atika Nizamnamesi”ni çıkarttı.
Hamdi Bey 3 Aralık 1842 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Sadrazam Ethem Paşa'nın oğludur.1860 da hukuk öğrenimi için Paris'e gönderildi. O'nu hukuk değil güzel sanatlar çekiyordu. Bir süre hukuk okuduktan sonra güzel sanatlara geçerek 8 yıl  burada okudu.
Yurda döndükten sonra Bağdat Valiliğine atanan Midhat Paşa'nın Umum_i Ecnebiye  müdürlüğüne atandı. Güzel sanatlara karşı tutkusu olan Hamdi Bey için bu görev cazip değildi.1874 de Viyana Uluslararası sergisinin hazırlanmasına memur edilince hem kendi eserlerini sergileme imkânı buldu hemde büyük ilgi gördü.
11 Eylül 1881 tarihinde müze müdürlüğüne getirilince bu, Türkiye’de müzeciliğin dönüm noktası oldu. Müze olarak kullanılan Çinili Köşkteki eserlerin bilimsel tasnifini yaptı ve müzeler için nizamname hazırladı.
Büyük mücadele vererek açılmasını sağladığı Arkeoloji müzesi için iki yıllık maaşını armağan etti.
Klasik resimde de ün yaptı. Eserleri birçok Avrupa ülkesinin müzelerinde sergilenmektedir. Yabancı üniversitelerden bilimsel payeler dahi almıştır.

Osman Hamdi Resimlerinin ön aşamasında eskiz yerine, çektiği ya da çektirdiği fotoğraflardan yararlanmaktadır. Çoğu resimlerinde modelleri kendisidir. İstanbul Resim ve Heykel müzesi Arşivi'nde bulunan bir fotoğraf sanatçının "cami Önünde" adlı tablosu için çekilmiştir. Fotoğrafın karelere bölünmesindeki amaç biçimleri tuale yansıtmaktır....1910 yılında ölümü üzerine tamamlayamadığı "Cami önünde konuşan hocalar" tablosunda fotoğrafı bulunmaktadır. Bu örneklerden sonra Osman Hamdi'nin fotoğraflardan yararlanmasını küçümsememek gerekir. Fotoğraftan araç olarak yararlanan sanatçı onu istemine göre yönlendirmektedir de. Sonuç olarak ortaya çıkan  ,fotoğrafların ayrı ,başlı başına bir eser kimliğine kavuşmaktadır. Sanatı ile ilgili son tanımlama bir kıyaslama olacak.

Osman Hamdi Bey'in sağlığında aldığı birçok madalya ve başarı belgeleri, onun hayattayken kavuştuğu ve pek az sanatçıya nasip olan ününü gösterir. Sanatçının son zamanlarındaki en büyük istemi büyük sanatçıların resimlerini kopya ettirip yurdumuza getirmekti.24 Şubat 1910 yılında ölen sanatçının kabri Gebze ilçesi Eski hisar köyünde kendi köşkünün arkasındaki ağaçlık yerdedir.

Büyük Türk   arkeoloğu...   Büyük Türk müzecisi... Büyük ressam... Müzelerimizi   kendisine   borçlu   olduğumuz adam...

Sadrazam İbrahim Ethem Paşa'nın oğludur. İstanbul'da doğdu, öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Daha 16 yaşında öğrenci iken yaptığı kara kalem resimlerle çevresinin dikkatini çekti. Babası ile birlikte gittiği Viyana'da, müze ve sergilerle ilgilendi. Aynı yıl Hamdi Bey'i, Paris'te hukuk tahsiline gönderdiler. Hukuk Fakültesi’ne yazıldı, arada bir derslere de devam etti ama asıl eğilimi olan ressamlıktan vazgeçmedi ve Güzel Sanatlar Akademisi'nde, çağın önemli imzalarından, Boulanger, Gerome'nin atölyelerinde resim çalışmaları yaptı.

GÜZEL SANATLAR AKADEMİSİ'İNİ KURDU

Paris'te 12 yıl kalmıştır. Bu sırada açılan Paris Sergisi'nde Osmanlı  hükümetinin temsilcisi olarak bulundu  (1867). İstanbul'a döndüğü zaman, Mithat Paşa'nın "Umur-u Ecnebiye Müdürü" olarak Bağdat'a gitti. Orada    Ahmet Mithat Efendi ile tanışmış ve dost olmuşlardır. İstanbul'a dönüşte,   ecnebi büyükelçilerin protokol işleriyle uğraşmak görevine atandı. Bu sırada düzenlenen Viyana Sergisi'ne birinci komiser olarak katıldı. Çok takdir gördü ve madalya kazandı.

1881 'de Hamdi Bey, Padişah Abdülhamit’in şahsî emriyle, eski eserler işlerini düzenlemek için Müze Müdürlüğü'ne getirildi. O zamana kadar eski eserler şurada burada toplanıyor, alanın elinde kalıyordu. Hamdi Bey, daha Bağdat'ta iken, tarihe ve arkeolojiye merak sardığı ve ilk arkeolojik çalışmalarını Bağdat'ta yaptığı için, bunca emekle toprak altından çıkardığı tarihi eserlerin Çinili Köşk'te üst üste yığılı durduğunu görünce, çok müteessir oldu ve hemen kolları sıvayıp bir müze kurma çalışmalarına başladı. İlk iş olarak, bir "Asar-ı Atika Nizamnamesi” hazırladı. Kazılardan çıkarılan eserlerin yabancı ülkelere kaçırılmasını önlemeye çalıştı.

Hemen yine o yıllarda 1883'de Güzel Sanatlar Akademisi'ni kurdu. Bu arada, resim müzemizin çekirdeğini hazırlayan girişimleri oldu. Dünyaca tanınmış tabloların kopyalarını yaptırdı ve bunları, Türk ressamlarının eserleriyle birlikte Güzel Sanatlar Akademisi'nin büyük salonunda topladı.

ARKEOLOJİK ÇALIŞMALARI DAHA ÇOK BATI ANADOLU'DADIR

Hamdi Bey, arkeoloji alanındaki başarılı çalışmaları ile yurt dışına ulaşan bir ün sahibi olmuştur. Ülkede yapılan arkeolojik çalışmaları bir disiplin altına aldı. Daha önce başlanmış ve yarım bırakılmış kazıları ele aldı ve bunları geliştirdi. Nemrut Dağı'ndaki kazılar bunlardan biridir (1892). Adana'nın incirlik mevkiinde yapılan kazılarda, Hititlere ait yazılı levhalar bulunması, bütün dünyada Hamdi Bey'e ün kazandırdı. 2. Sayda kazısında dünyaca ünlü İskender'in lâhdi bulunmuştur. Hamdi Bey'in arkeolojik çalışmaları daha çok Batı Anadolu'dadır. Aydın yörelerindeki kazılardan başka Milas ilçesi içinde Hakate Anıtı'nı kuşatan süslü, kabartma tirizler (1891–92), Aydın'da Tralles'de bulunan mermer heykeller, Diyana'ya bağışlanmış tapınak frizinin büyük bir bölümü ile daha birçok eseri ortaya çıkarmış ve müzelerimize aktarmıştır. Fransız, Alman, Yunan, İspanyol müzeleri, madalya ve nişanlarla Hamdi Bey'i kutlamışlar, böylece Türkiye milletlerarası üne sahip bir ressam, arkeolog, müzeci kazanmıştır. Birçok üniversite de kendisine doktorluk unvanı tevcih etmişlerdi.

Hamdi Bey, gerek devlet işlerini yaparken, gerek arkeoloji ve müzecilik çalışmalarını sürdürürken ressamlığını, bu vurgun olduğu güzel mesleğini hiç ihmâl etmemiş, fırsat elverdikçe resim yapmıştır. Memlekette tanınmasından daha çok, yabancı ülkelerde ismi duyulmuştur.

Bunun sebebi, resimlerinin konularıdır. Hamdi Bey, Osmanlı hayatının renkli sahnelerini resimlerine almış ve bunları sanat sevgisinin sabrı ile ince ince bütün ayrıntılarına kadar işlemiştir. resimde en küçük teferruat bile dikkatle ve gerçek renklerine uygun olarak resmedilmiştir.'' Okuyan Adam", "Silah Tüccarı", "Kaplumbağalı Adam", "Şehzadebaşı Camisi Avlusunda Kadınlar" gibi tabloları, hem Osmanlı İstanbul'unun hayatını yansıtmakta, hem tarihî gerçek bir belge olacak kadar gerçeği yansıtmaktadırlar.

ULUSLARARASI ÜN KAZANMIŞ SANATÇILARIMIZDAN BİRİDİR

Bu çok yönlü sanatçımız, memleketimizde “Müze Müdürü Hamdi Bey" olarak bilinir. Arkeolojik çalışmaları, ancak ilgililer tarafından, ressamlığı, resimle ilgili çevreler tarafından duyulmuş ve benimsenmiştir. Halkın Müze Müdürü olarak Hamdi Bey'i tanımasının nedeni, bu yolda hazırladığı "Asar-ı Atika Nizamnamesi'' dikkatle uygulamasıdır. Günümüze kadar devam eden eski eser kaçakçılığına "dur" diyen ilk sorumlu kişi, Osman Hamdi Bey olmuştur. Bu yüzden halk arasında hem bilinir, hem sevilir.

1910 yılında öldüğü zaman, memlekette ve dünyada büyük yankılar uyandırdı. Kurucusu olduğu Güzel Sanatlar Akademisi'nde bir törenle anıldı ve resimlerinden hazırlanan bir sergi açıldı. Eserlerinin bir kısmı, akrabalarının elinde, bir kısmı Avrupa müzelerinde, bir kısmı da İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’ndedir. Birkaç tablosunun da bazı meraklıların koleksiyonları arasında olduğu bilinmektedir.

Hamdi Bey, son çağ biliminin en seçkin siması ve gerçek bir uluslararası ün kazanmış birkaç, sanatçımızdan biridir.Yabancı üniversitelerden birçok payeler almıştır. Bugün onu, kendisine milletçe borçlu olduğumuz büyüklerimizden biri olarak tanıyor ve anıyoruz.


 


OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ 

osmanyukselserdengecti(Doğum tarihi 15 Mayıs 1917- Akseki Antalya), (Ölüm Tarihi. 10 Kasım 1983), Türk siyasetçi gazeteci.
Serdengeçti dergisinin sahibi ve Yazı İşleri Müdürü gazetecidir. Asıl adı Osman Zeki Yüksel'dir. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi öğrenciliği sırasında 1944 Mayısında meydana gelen olaylara karıştığı için Hüseyin Nihal Atsız'la birlikte bir süre hapis yatmış, hapisten çıktıktan sonra öğrenim için aynı fakülteye başvurmuşsa da bu isteği reddedilince dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'e hitaben yazdığı ve "Yüksek makamın alçak vekiline" diye başlayan yazı yüzünden yeniden hapsedilmiştir.

Hapisten çıkarak Toplam 33 sayı yayınlanacak olan ve birçok sayısı siyasi irade tarafından toplattırılacak olan Serdengeçti dergisini çıkartmış, dergideki yazılarından dolayı okuyucuları onu Serdengeçti olarak tanımlamışlar ve bu sebepten kendisi de sonradan Serdengeçti soyadını almıştır.

Osman Yüksel Serdengeçti, 1965-1969 yılları arasında Adalet Partisi listesinden Antalya milletvekilliği de yapmıştır. Partisine yönelttiği eleştiriler yüzünden bir süre sonra Adalet Partisi'nden ihraç edilmiştir. Milletvekilliği sırasında kravat takmadığı için uyarı almıştır, uyarıları dikkate alınmayınca genel kurula girişi yasaklanmıştır. Bu kez beline bağladığı kravatla içeri girmiş, yakasına takması gerektiğini söyleyenlere ise, “Kanunda nereye takılacağı belli değil. İstediğim gibi takarım” demiştir.[kaynak belirtilmeli] Necip Fazıl'ın yakın arkadaşlarından olan Serdengeçti hazır cevap lığıyla tanınır ve muhafazakâr dünyanın en sevilen fikir adamlarındandır. Türkçülerin "Tanrı Türk'ü Korusun" demesi üzerine Serdengeçti "Tanrı Türk'ü, Allah da Müslümanı Korusun "diyerek bir döneme damgasını vurmuştur. Yeni İstanbul gazetesinde "Selam" başlığı altında yazılar da yazmıştır.



HAZIR CEVAP SERDENGEÇTİ'DEN ANILAR

Ömrünün son yıllarında parkinson hastalığına yakalanmıştır. Titreyen ellerine bakarken şu cümleyi kurar: "Bir zamanlar ülkeyi karıştıran ben, şimdi bir çayı bile karıştıramıyorum."
**
40’lı yıllarda TRT radyosunda konuşurken içinde Allah geçen bir cümle kurduğu için mahkemenin yolunu tutar. Duruşma sırasında hâkim Serdengeçti’nin savunmasını ister. O da anlatmaya başlar: Efendim, halk arasında 'Allah selamet versin, Allah’a ısmarladık' gibi dil alışkanlığı cümleler kurulur. Ben de olsa olsa böyle bir şey söylemişimdir.

Bu izahatın ardından hâkim tekrar sorar:
Evladım sen bu ülkede Allah demenin yasak olduğunu bilmiyor musun?
Serdengeçti yutkunmadan cevap verir.
“Allah Allah...!”
**
Malatya davasından beraat ettiğinde, avukatına "Şimdi ben devletten on dört ay alacaklıyım, acaba bir devlet mensubuna hakaret etsem bu ceza oraya sayılır mı?" der.
**
"Tanrı Türk'ü korusun" sloganının ve Tanrı kelimesinin kulislerde çokça tartışıldığı dönemde, bir tartışmada şöyle demiştir: "Ne tartışıyorsunuz? Tanrı Türk'ü, Allah da Müslüman'ı korusun."
**
Milletvekilliği sırasında kravat takmadığı için uyarı almıştır, uyarıları dikkate alınmayınca genel kurula girişi yasaklanmıştır. Bu kez beline bağladığı kravatla içeri girmiş, yakasına takması gerektiğini söyleyenlere ise, “Kanunda nereye takılacağı belli değil. İstediğim gibi takarım” demiştir
**
Öğrenciliğinde zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'e "Yüksek vekâletin alçak vekiline" şeklinde başlayan dilekçe yazmıştır.
**
Demirel'e "Osman Yüksel varken muhalefete gerek yok" dedirtmiştir.
**
Hastalık yüzünden titreme arız olur zaman zaman. Bunu ima ederek, Türkeş'e "Bak titre ve özüne dön dedin, uyduk sözüne" mealinde bir sözle latife yapmıştır.

Kaynak: İsmail Gıyasoğlu/Haber365 Özel


,,

 

Sözleşmeli öğretmenlik

turk egitim sen

Mersin 1 no’lu şube, veliler tarafından darp edilen öğretmenler için basın açıklaması yaptı.

Mersin Akdeniz Güney Ortaokulu'nda veliler tarafından darp edilen öğretmenlerimize sahip çıkmak ve son zamanlarda eğitim çalışanlarına karşı gerçekleştirilen şiddet olaylarına dikkat çekmek ve kınamak için Türk Eğitim Sen yöneticileri, Türkiye Kamu Sen in diğer iş kollarındaki yöneticileri  ve üyeleriyle beraber basın açıklaması yaptı.  Devamı

Eğitim kovayı doldurmak değil

egitim bir senDenetim, kadavraya otopsi değil, hayata koruyucu hekimlik yapmaktır

Bir medeniyetin insanlığa olan faydasının, onun eğitim alanındaki başarısıyla ölçülmeye başlandığı günümüzde, neredeyse tüm toplumlar devletler eliyle eğitim sistemlerini daha nitelikli, daha etkili ve daha iyi hâle getirmek gayretindedir. Eğitimde kalite, öğretmenlik mesleğinin niteliği ve itibarı, fırsat ve imkân eşitliği, Devamı

 

,,,

 

Lütfen Paylaşalım

 

web servis

site ekle site ekle

Eğitim öğretim yılı

egitim is

Yargı Kararını Verdi: Eğitim Kamusal Bir Hizmettir ve Kamu Eliyle Yürütülmelidir

Hizmet Vakfı İle Milli Eğitim Bakanlığı Arasında İmzalanan Protokolün Yürütmesi Durduruldu 

Milli Eğitim Bakanlığı ile Hizmet Vakfı Arasında Değerler Eğitimi Verilmesine Dair 15.07.2014 tarihli işbirliği protokolünün değişiklikler ve ilaveler yapılarak 15.07.2017 tarihinden geçerli olmak üzere üç yıl süreyle uzatılmasına ilişkin Devamı

Minnetle anıyoruz

turk egitim sen

Meb’i kim yönetiyor?

Yönetici Görevlendirme sınavının ÖSYM tarafından  yapılacağı duyurulmuş  Milli Eğitim Bakanlığı, geçen ay yönetici atama takvimini yayınlamış, üç gün sonra geri çekmiş idi. Fakat bugün takvim aynı şekliyle tekrar yayınlandı. Madem aynen yayınlanacaktı, takvimin geri çekilmesinin hikmeti ne idi? Ne yapılmaya çalışılıyor? Devamı

 

Kotanlı: üniversitelerde torpil ve ayrımcılığa son verilsin

 

Üniversitelerde çalışan idari personelin torpil ve sendikal kayırmacılıktan müthiş derecede rahatsız olduğunu; üniversitelerde görev yapan eğitim ordusunun gizli kahramanları olan idari personelin; başta ekonomik ve özlük olmak üzere, mesleki ve demokratik sorunlarının iyice arttığını söyledi.”Daha öncede yaptığımız açıklamada dile getirdiğimiz gibi üniversitelerimizin rektör ve dekanlarına çağrıda bulunuyorum, üniversitelerde çalışan idari personelin taleplerine kulaklarınızı tıkamayın sendikal ayrımcılık yapmayın. Devamı için